Eylül Ruso
Zihnimdeki Odalar
EMAILINstagram

90’lardan Bir Oyun

"Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir" sözünün Albert Einstein'a

ait olduğu iddiası herkesin kulağına gelmiştir. Çocukluk çağından çıkıp gerçek hayat ile

yüzleştiğimiz dönemlerde ağızdan ağıza yayılan bu cümle herkesi bir nebze de olsa ‘deli’

veya ‘aptal’ hissettirmiştir diye geçerdi aklımdan; ya da yalnız olmadığımı düşünmek için

genelleme yapmışımdır fark etmeden, kim bilir?

Şu an yaşadığımız ve adını ‘gerçek hayat’ olarak adlandırdığımız dönemde, aynı

davranışları veya aynı mantıksal yaklaşımı tekrar edip farklı sonuçlar almayı beklemek evet

biraz ilginç geliyor kulağa. Kimi zaman bu tekrara düşmeye uygun durumlar içerisinde

oluyoruz, kimi zaman aynı şeyleri tekrarlamanın doğuracağı sonucun yine aynı sonuç

olacağını ön görsek de, bu bizi o şeyi yapmaktan alıkoymuyor. Kimi buna ‘delilik’ ,

‘aptallık’ derken ben buna 90’lardan bir oyun diyorum.

Zamanda yolculuk…

Yıllardan 1998, karşı komşumuzun ve aynı zamanda çocukluk arkadaşımın 4. yaş gününü

kutlamak için evlerinde toplandık. Benim katılmam o kadar kolaydı ki, kapıyı açıp karşı

daireye yürüyordum, sanırım üç saniyelik bir yolculuktu. Kapıdan girdiğimde hemen solda

eski zamanların camlı sürgü kapısını açıp salona giriyorum. Benim gibi birçok çocuk

oynanacak oyunların heyecanıyla dolanıp duruyor salonun içinde. Masada çeşitli

aromalarda meyve suları, kurabiyeler, poğaça ve tatlılar duruyor; hotellerdeki açık büfeleri

andıran. Herkes karnını ilk turda doyurduktan sonra bağdaş kurup yere oturuyoruz. Daire

şeklinde oluşturduğumuz oyun halkamızın tam ortasında kocaman bir paket duruyor. Bu

paket insanı çıldırtacak büyüklükte! Ama hepimiz bu paketin aslında üst üste sarılmış,

içerisinde bir veya birkaç hediyeden oluşan bir sabır deneme oyunu olduğunu biliyoruz.

Oyunun ayrılmaz parçası olan 90’ların en sevilen şarkıları, kaset çalarda çalmak için hazır.

Nefesler tutuluyor ve doğum günü çocuğu paketi ortadan aldığı zaman oyun başlıyor!

Oyunun konsepti, görevi üstlenmek isteyen ve bizden yaşça büyük olması tercih edilen

bilinçli bir kişi ve bu kişinin, şarkıları belirli aralıklarla başlatıp belirli aralıklarla

durdurmasıyla ilerliyor. Bazen uzun uzun çalan şarkıda elden ele dolaşan bu paket bazen

de anlık çalıp duran bir şarkıyla bizi ters köşe yapıp oyunu ateşleyen anlar yaşatmayı

amaçlıyor.

3,2,1…

Tarkan’dan “Dudu dudu” şarkısıyla başlayan oyun ilk turdan paketi adeta savururcasına

elden ele yolladığımız bir kağıttan savaş haline geliyor ! Şarkının aniden durmasıyla, paketi

elinde tutan kişi ilk katmanı açma hakkı kazanıyor. Şimdi buraya dikkat çekelim; bu oyunu

oynayan her çocuk ilk turda paketten hediye çıkmayacağını bilmesine rağmen öyle büyük

bir heyecanla yırtar ki o paketi, bu “delilik” miydi yoksa “aptallık” mı?

İlk turda boş çıkan katmandan sonra şarkı yeniden başlatılıyor ve oyun tüm adrenaliniyle

devam ediyor. Paket elden ele savrulurken bazen yere düşüyor ve o an paketi düşürenle

paketi alacak olan arasındaki o bakışma, oyunu dışardan izleyenler için ne kadar komik

görünüyorsa, o iki çocuk için de aynı komiklikteydi. Çünkü paketi düşüren kendi sırasının

geçtiğinin bilincinde, yanındaki çocuksa sıranın onda olduğunu bilmenin heyecanını

yaşıyordu.

Oyun tüm hızıyla devam ederken şarkı duruyor. Paketi elinde tutan ben, heyecandan

altıma kaçırmamak için hemen paketi açmaya çalışıyorum. İkinci katman da boş çıkıyor ve

hiç vakit kaybetmeden oyunu Tarkan’dan başka bir şarkıyla devam ettiriyoruz. Malum

sürekli kaset değiştirmek zor olduğundan aynı kasetten ilerliyoruz. Bir boş bir dolu

ilerleyen paket, heyecanı ikiye katlıyor adeta. Şarkının çalma süresini uzatan “evimizin

DJi”, paketin savrulma hızını da artırmaya başladı. Kafamıza ve ağzımıza vuran paketle

biz çocuklar kahkahalara boğuluyoruz! Aynı konseptte ilerleyen oyunda paket git gide

küçülmeye başlarken, “en önemli” hediyeyi kim alacak heyecanı sardı tüm salonu. Artık

heyecan bizi geçmiş, ailelere kadar yayılmıştı. Paketin en cılız hali kalmıştı artık ellerde

dolaşan. Açılan boş katmanlar sonrası şarkı durdu ve elinde paketi tutan biliyordu, “en

önemli” hediye onundu artık. Kağıdı o kadar sakince açtı ki inanamadık, hediyesine zarar

gelsin istemiyordu besbelli. Hepimiz teker teker bu maraton sonundaki hediyesine

kavuşan arkadaşımız adına çok seviniyoruz. İşin en güzel yanı da buydu zaten; kimse kin,

kıskançlık duymadan sadece seviniyordu.

Şimdi gelelim tüm bunları neden anlattığım konusuna. “Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp

farklı sonuçlar beklemektir" demiş ya Albert Einstein, çocuklar da dahil miymiş bu

“deliliğe” yoksa başka bir kelime miydi bizi aynı paketi defalarca açıp “bu kez hediye bana

çıkacak” beklentisine sokan?

Çocukluktan kalan ve belki de yaş aldıkça unuttuğumuz bir kelime; masumiyetti bizi

defalarca aynı şeyi tekrarlayıp farklı sonuç beklentisine sokan; durumları en temiz, en saf

halinde düşünerek hareket ettiren.

Bana o dönemlerin masumluğunu tekrardan hatırlatan Orhan Pamuk, ne güzel söylemiş

adı gibi güzel ‘Masumiyet Müzesi’ kitabında; “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”

90’lardan bir oyundu ve hayatımın en mutlu anıydı, şimdi anlıyorum.

Yeni sayımızdan haberdar olmak için kaydolun.
Thank you! Your submission has been received!
Oops! Something went wrong while submitting the form.

YAZILAR

03-Eylül '23

03-Eylül '23

03-Eylül '23