Umay Yılmaz Kutay
İçimdeki Rastlaşmalar
EMAILINstagram

Gaflet


Nefes alırken derine daldım.

Fazla derine gidince verme ihtiyacıyla sınandım ve daha derine gidemeyip nefesi verdim. Bir sonraki denememde, bu kez nefesimi verirken derine daldım.

Daldım da gittim; gittim de gittim. Tam o iki nefes arasında, bir alma verme dengesi arama gafletinde bulundum.

Meğer ne yatkınmışım vermeye.

Derinleştikçe derinleşen bir vermek denizi.

Nefessiz kalıp ölecek olsam da vermenin devam ettiği, derinliğin en inandırıcı yeri.

Işıklar, renkler, oyunlar, karanlıklar— hepsini görebileceğim bir derinlik.

Sizin gördüğünüz bu ben’den daha büyük bir derinlik, nefesi en çok verdiğimde karşımda belirdi.

Nefes durduğunda zaman da durdu sanki.

Sıfır noktası gibi birşey miydi? Ayni an’da en çok ve hiç eşitlenmişti.

Duran zamanda daha geniş geniş davranabilirdim— tanımadıklarımla konuşabilir, merak ettiğim herşeyi sorabilir, geçmişin izlerinden uzaklaşabilir, yalınayak tavanda yürüyebilir, çiçekleri öpebilir, dilediğim konuyla ilgili yorumlar yapabilirdim.

Hemen sorulara başlamışım bile, ‘neyi arıyorum?’

Bedenim kendini hatırlatırcasına bir anda alma ihtiyacıyla diyaloğumu ve durdurduğum zamanımı bölüverdi.

Derin bir nefesle koltuğuma döndüm.

Meğer ne yatkınmışım vermeye!

Herkes de almaya ne müsait! Yaşamımda da böyle vermeye dalıp gidiyor muyum?

Zamanın çok hızlandığı günlerde uzun uzun nefes veriyorum. Böylece an’lar büyüyor ve dilediğimi sorabiliyorum—daha derin ben’e.

Böyle yapınca an’da kalabiliyorum. Sizin için geçip bitmiş bile olan bir an öncesinde, ben bir martıyla konuşuyordum. Siz sesini bile fark etmemiştiniz, siz duymadan hasbihal ettik. Ona da kendimden birşeyler verdim, vermeden yaşayamıyorum.

Çok mutlu bir an veya çok değerli bir an nedir?

İçinde tamamen kendin olduğun, kendini bıraktığın, aktığın ve anın içinde ne yaparsan yap genişlediğini hissettiğin an’dır.

O an, biz içindeyken en geniş zamandır.

Sıfır noktası gibi birşey mi bu da? En çok ve hiç. Durgun ve akışkan.

Siz ben’i daldım gittim sandığınız sırada başka bir zamanda gerçekler daha farklı akıyor.

      Mesela şunlar olur an’ı yakaladığında:

      Gündüzdür, telaşsız.

      Kuşların sesini teker teker dinleyebilirsin.

      Ağaçların kaç tanesinin boyu eşit onu görüp, yıllar önce fidanken dikildikleri günü hayal edebilirsin.

      Yavru  Köpeğin sahibiyle nasıl iletişim kurduğuna geniş geniş şahit olabilirsin.

      Farklı sevme biçimlerini fark edip, kendindeki sevme biçimlerini izleyebilirsin.

      O kadar hızlı ve ayni anda o kadar durağandır ki, rüzgarın tenine dokunuşuna karşılık verecek kadar hassaslaşabilirsin.

      Hepsi an’daki senlersin aslında.

      İşte buna dans edilir.

       (Temmuz ‘23)


Yaşamımıza kendimizden verip de, karşılığında minik bir şey alarak başladık. Gülücük verdik sevgi aldık. Silgi verdik kalem aldık. Oyuncak verdik dost aldık. Para verdik yemiş aldık. Zaman verdik para aldık.

Anlam verdik hayal kırıklığı aldık.

Verdik, aldık.

Verdik, verdik.

Verdim, verdim. Verdim, verdim.

Ruhum kendini hatırlatırcasına bir anda alma ihtiyacıyla bu hâli durduruverdi.

Derin bir nefesle yazmaya geri döndüm.

Meğer ne yatkınmışım vermeye..

Not: Yazıda kullanılan görsel yazara aittir

Yeni sayımızdan haberdar olmak için kaydolun.
Thank you! Your submission has been received!
Oops! Something went wrong while submitting the form.

YAZILAR

03-Eylül '23

03-Eylül '23

03-Eylül '23